Aşkarlı Şeyh Mustafa Efendi Medresesi – (Konak Merkez )
Aşkarî Medresesi’nin bânisi, İzmir’in Kasap Hızır Mahallesi’nden “Aşkarlı demekle marûf eş-Şeyh Hacı Mustafa Efendi b. Ahmed”dir. Nakşî tarikatı şeylerinden olan Mustafa Efendi, Aşkarlı nisbesi ile bilinmektedir.
Mevcut çalışmaların bir kısmında Aşkarlı Şeyh Mustafa Efendi ile Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdâyi halifesi Şeyh Mustafa Efendi’nin birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Arşiv kayıtlarına nazaran Hüdâyi halifesi olan Halvetî Şeyhi Mustafa Efendi on yedinci yüzyıl ortalarında yaşamış ve Yapıcı Mahallesi’ndeki Şeyh Camii’ni yaptırmıştır. Daha sonra üzerinde durulacağı üzere Üsküdârî Medresesi’nin kendisine izafe edildiği zattır.
Nakşî şeyhlerinden Aşkarî Mustafa Efendi ise yaklaşık bir asır sonra yani on sekizinci yüzyıl ortalarında yaşamış ve aşağıda görüldüğü üzere Liman yakınlarında bir cami, bir medrese ve bir tekke inşa ettirmiştir.
Vakfiye metnine göre Aşkarlı Mustafa Efendi Medresesi, CamiAtik Mahallesi’nde Meyve Gümrüğü yakınlarında, sahildeki yemiş mahzenlerinin arkasında yer almaktaydı. 10 Rebiülevvel 1166 (15 Ocak 1753) tarihli vakfiyede bu husus “Cami Atik Mahallesi’nde Meyve Gümrüğü kurbunda lebb-i deryâda yemiş mahzenlerinin halfında etrâf-ı erbaası kendi mülküm arsam üzerine bir bâb tahtânî mahzen ve fevkânî bir mescid-i şerîf ve bir medrese-i latîf kendi malım ile binâ eylemişdim” şeklinde yer almaktadır.
Tescil edilmiş olan vakfiyesine nazaran inşa edilen vakıf eserlere gelir getirmesi amacıyla Şeyh Mustafa Efendi, bir mahzen ve üç bin zira mülk arsası vakfetti. Vefatına kadar vakfın tevliyeti ile medrese ve camideki müderrislik, imamlık ve hatiplik vazifelerini kendisi yerine getirmeyi bir şart olarak belirledi. Vefatından sonra evladından ehil birinin aynı görevleri devam etmesini, salih ve erşedinin mütevelli olmasını şart kıldı. Evladı arasında bu görevleri hakkıyla ifa edecek birisi bulunmaması halinde ise İzmir kadısı tarafından ulema ve sulehâdan bir zatın müderris ve imam-hatip olarak görevlendirilmesini istedi.
Şeyh Musafa Efendi, yevmî dört akçeyle Seyyid Mustafa Efendi’nin cuma günleri camide vaaz ve nasihat etmesini istedi. Aynı şekilde müderris, imam, hatip ve mütevelli olanların her birine yevmî dörder akçe vazife belirledi. Cuma günü şeyh olan kimsenin dört akçeyle nâzır da olmasını, medrese hücrelerinde sakin talebelerin her birine vakıf tarafından günlük ikişer akçelik ekmek ve aylık birer kıyye zeytinyağı verilmesini istedi. Ayrıca aylık bir kıyye zeytinyağının lavaboların aydınlatmasına kullanılmasını, medrese talebelerinden birinin bevvâb, birinin ferrâş olup hizmetlerini eda ettikçe kendilerine yevmî iki akçe verilmesini şart koştu. Medresede her akşam bir gün buğday ve bir gün pirinç çorbası pişirilmesini, pazartesi ve cuma geceleri pilav, zerde ve keşkek pişirilerek talebe ve misafirlere ikram edilmesini, yemekleri pişiren aşçıya yevmî dört akçe ödenmesini istedi. Ayrıca yevmî üç akçeyle Hafız Seyyid Mehmed Efendi’yi müezzin tayin edip aynı miktarla bir kayyım görevlendirilmesini istedi. Medrese ve cami yapılarının tamirinden fazla kalan gelirin mütevelli tarafından biriktirilerek ihtiyaç halinde kullanılmasını ve vakfiye şartlarının yerine getirilmesi mümkün olmadığı taktirde vakıf gelirinin mutlaka fukra-i müslimine sarf olunmasını istedi.
İzmir’de Nakşibendîliğin önemli temsilcilerinden olan Şeyh Mustafa Efendi, İstanbul’da bulunduğu dönemde 21 Şaban 1173 (8 Nisan 1760) ve 25 Şevval 1173 (10 Haziran 1760) tarihli olmak üzere iki zeyl vakfiye daha hazırlattı. Zeyl vakfiyelerde İzmir’de bir mescid ve bir Nakşî zaviyesi inşa ettirdiğini ifade ederek daha önce belirlenen şartlar çerçevesinde cami ve tekkeye gelir olmak üzere yeni mülker vakfetti. Son iki vakfiyede ne medrese inşa edildiğinden ne de medrese şartlarında değişiklik yapıldığından bahsedilmiştir. Diğer taraftan 1763 yılı ilkbahar aylarındaki bir kayda göre Liman içinde Şeyh Mustafa Cami ve Nakşî Tekkesi vakfın geçirmiş olduğu yangın sebebiyle kullanılamaz hale gelmişti. Cami çevresindeki kazancı esnafı tamirattan sonra dükkânların elverişli olmadığı bahanesiyle dükkanlarına geri dönmek istememiş ancak bu tarihte gelen emirle eski yerlerinde dükkân açmaları emredilmiştir.
Aşkarî Mustafa Efendi Cami ve tekkesine dair ulaştığımız iki atama kaydı mevcuttur. Bunların ilk kayıtta “Meyve Gümrüğü kurbünde Şeyh Hacı Mustafa Aşkarî müceddeden bina eylediği cam-i şerif ve tekyesine” yevmî dört akçe vazife ile Hüseyin b. Halil’in bevvâb tayin edildiği yer almaktadır. 1797 yılı ortalarında hazırlanan bir başka beratta ise Meyve Gümrüğü yakınlarındaki “Şeyh Hacı Mustafa binası camide” imam ve hatip iken vefat eden Hüseyin’in yerine oğlu Ahmed’in vazife aldığı görülmektedir.
Fakat ilk vakfiyede adı zikredilen medreseye yapılmış herhangi bir müderris tevcihine tesadüf edilememiştir. Bu husus medresesinin yapıldıktan kısa süre sonraki yangında tamamen yandığını ve belkide bir daha inşa edilmediğini göstermektedir.
KAYNAK: OSMANLI DÖNEMİ İZMİR MEDRESE VE KÜTÜPHANELERİ ( Yasin TAŞ )