Tarihi Mekanlar Kişisel Ansiklopedi Erol ŞAŞMAZ
  İZMİRİN ÖZEL MEKANLARI
  İZMİRİN MEDRESELERİ
      MERKEZ MEDRESELERİ
      URLA MEDRESELERİ
      BAYINDIR MEDRESELERİ
      ÖDEMİŞ MEDRESELERİ
      SEFERİHİSAR MEDRESELERİ
      TİRE MEDRESELERİ
  İZMİRİN LEVANTEN EVLERİ
  İZMİRİN ÖREN YERLERİ
  İZMİRİN MÜZELERİ
  İZMİRİN ENDÜSTRİ MİRASI
  İZMİRİN İLÇELERİ
  İZMİRİN CAMİLERİ
  İZMİRİN KİLİSELERİ
  İZMİRİN ANITLARI
  İZMİRİN ŞEHİTLİKLERİ
  İZMİRİN HANLARI
  İZMİRİN HAMAMLARI
  İZMİRİN KAPLICALARI
  İZMİRİN ÇEŞMELERİ
  İZMİRİN SU KEMERLERİ
  İZMİRİN KÖPRÜLERİ
  İZMİRİN KALELERİ
  İZMİRİN TÜRBELERİ
  TARİH VE KÜLTÜR TURİZMİ

Mail listemize abone
olun, güncel
yayınlarımızdan
haberdar olun!

Bunun için,
Lütfen mail adresinizi girin.
  Ana Sayfa   |  İletişim   
Saçmacızâde Medresesi – (Konak Merkez)

İzmir’in Pazaryeri Mahallesi’nde inşa edilmiş olan Saçmacızâde Medresesi’nin, yirminci yüzyıl başlarında Tilkilik Caddesi üzerinde, 112 numarada bulunduğu kayıtlıdır.

Medrese ilk olarak Hatuniye Mahallesi sâkinlerinden Saçmacızâde lakabıyla şöhret bulan Seyyid elhac Ahmed Ağa b. Seyyid Mehmed Efendi tarafından yaptırıldı. Ahmed Efendi’nin Gurre-i Cemaziyelahir 1165 (16 Nisan 1752) tarihli328 ilk vakfiyesi aynı zamanda medresenin de tescil vakfiyesidir. Burdaki kayda göre medrese binası, Pazaryeri Mahallesi’nde Harıltızâde el-Hac Halil Efendi’den satın alınan arsa üzerine inşa edildi. Bu dönemde medresenin bir tarafı Kasım Hamamı, diğer tarafı değirmendir. İki katlı inşa edilmiş olup üst katında dershânesi, alt katında sekiz talebe hücresi, bir çamaşırhane, bir kenif ve bir miktar avluyu barındırmaktadır. Aynı vakfiyede, medreseyle birlikte vakfedilen diğer mülkler; bir han, bir büyük konak, dört ev, üç Yahudihâne, bir Ermenihâne, bir hamam ve on dükkândır.
Medrese bânisi Hacı Ahmed Ağa vakfettiği evi, çocukları Seyyid Mehmed ve Seyyid Mustafa ile evlatlarının süknasına meşrutkıldı. Eşi Zeynep Hatun bt. el-Hac Mehmed’in, vefatından sonra başkasıyla evlenmediği taktirde çocuklarıyla birlikte burada ikamet etmesini ve hiçbir şekilde evden çıkarılmamasını, kızları Rabia ve Ayşe’nin ise vakfiyede kendileri ve evlatlarının süknasınavakfedilen diğer evlerde oturmasını şart koştu. Medreseye müderris olarak damadı Mustafa Efendi b. Osman’ı tayin etti.

Vefatından sonra istidatları olması halinde evlatlarının, değillerse damatlarından istihkak sahibi olanların müderris olmasını, bunlar arasında münasib kimse bulunmadığı takdirde vakıf mütevellisi ve İzmir kadısının görüşüyle ehli takva birinin müderrisliğe getirilmesini şart koştu. Müderrislerin talebelere; Tefsir, Hadis, Fıkıh, Usül, Meani ve Beyan gibi ilimleri tedris etmesini istedi.

Vakıf gelirinden mütevelliye yevmî on beş akçe ayıran Hacı Mehmed Ağa, müderrise sabahları medresede yapması gereken tedris için on beş akçe, Liman Kalesi yakınındaki Yakup Bey Camii’nde hergün ikindiden sonra Hadis ve Fıkha dair meseleleri tedris etmesi, pazartesi günleri ise öğlen namazından sonra aynı camide vaaz etmesi karşılığında beş akçe ödenmesini kararlaştırdı. Medrese müderrislerini ayrıca yevmî iki akçeyle nâzır tayin ederek onların vakıf gelir-giderlerine ait muhasebenin kaydedildiği müfredat defterlerini her sene bizzat kontrol etmelerini istedi.
Medresedeki örgün tedrisin dışında olmak üzere cami cemaati ve halkın irşadını önemseyerek dönemin alim ve fazıl kimselerine vakıftan maaş tahsis ederek bu amaçla görevlendirdi. Kasabalı Şeyh Ahmed Efendi için ikindi namazlarından sonra Hatuniye Camii’nde; Şifa-i Şerîf, Tarikât-ı muhammediye, Mülteka’l-ebhûr ve Şerh-i Münîr gibi eserler okutmasına karşılık yevmî 190 akçe, Yakup Bey Camii’nde de üç gün öğlen namazlarından sonra vaaz etmesi mukabilinde yevmî beş akçe vazife belirledi. Yakup Bey Camii’nde haftada üç gün Hafız Abdurrahman Efendi’nin talebe-i ulûma tedris-i Kur’an ile şeyhülkurralık yaptıkça yevmî beş akçe almasını, buradaki medresenin sekiz hücresinin her birinde iki talebe kalmasını, her odaya da yevmî üçer akçeden olmak üzere ayda doksan akçe ödenmesini istedi.

Seyyid Ahmed Ağa, vakıf mülkleri tamirinin vazifelerden mukaddem olmasını, hayatta oldukça fazla gelirin kendisine vefatından sonra eşi Zeynep Hatun ile kız ve erkek evladları arasında eşit şekilde taksimini esas aldı. Nesillerinin kesilmesi halinde fazla gelirin nerelere sarf edilmesi gerektiğini belirtti ki bu kayıt, on sekizinci yüzyıl ortalarında İzmir’de tedris faaliyetlerine devam eden medreselerin sayıları ve isimleri konusuna da ışık tutmaktadır. Buna göre evladının nesli kesilmesi halinde fazla kalan gelirin üçte biri kendinin bina ettiği medresenin müderris ve talebelerine ait olacaktır. Üçte biri de şehirde ismi sayılan diğer medreselerin müderris ve talebelerine gelir olmak üzere ayrılacaktır.
Gelirin eşit şekilde taksim edileceği bu medreseler; Darülkurra, İsmail Efendi, Faik Paşa, Kara Bagi, Abdülfettah, Hatuniye, Bedelzâde, Hacı Molla Ali, Karlı, Müftü Camii, Bölükbaşı, Hacı Yusuf Camii ve Yapıcı medreseleridir. Bu medreselere aktarılacak vakıf gelirinin yarısı müderrisleri arasında, diğer yarısı talebeleri arasında eşit şekilde pay edilecektir. Damadı Mustafa Efendi hayatta oldukça ve medresedeki tedrisi bizzat yaptıkça vakfın fazla gelirinden kendisine yevmî otuz akçe fazladan verilmesini, onun vefatından sonra yerine geçecek müderrislere bu fazlalığın verilmemesini istedi.
Ahmed Ağa’nın ikinci vakfiyesi Gurre-i Cemaziyelahir 1170 (21Şubat 1757) tarihli olup önceki vakfa yeni şartların ilave edilmesine dairdir. Bu şartlar; Hisar Camii’nde cuma namazlarında ikinci müezzine yevmî birer akçe verilmesi, medresede her ay bir tane olmak üzere yılda on iki koyun kesilmesi, yaz aylarında medrese suyunun soğutulması için doksan gün boyunca günlük beşer kıyye kar satın alınması, keniflerinde gece yanan kandiller için yevmî iki akçe zeytinyağı alınması, bevvâb olan talebeleye yevmî ikişer akçe ödenmesi ve medresede derunundaki kabristan duvarını tamir için senevî otuz kuruş harcanmasıdır.

Hurufat defterlerinde Saçmacızâde Medresesi’ne yapılmış atamalara tesadüf edilmektedir. Nitekim Ahmed Efendi’nin ilk vakfiyesinde belirlediği şart üzere Yakup Bey Camii’nde pazar günleri öğle namazlarından sonra vâiz olan ulemadan Mustafa b. Osman’a medresenin müderrisliği de tevcih edilmiştir. Mustafa Efendi yaklaşık yirmi yıl burada müderrislik yaptıktan sonra 1766 yılında vefat edince yerine Abbas Efendi getirilmiştir. Bu yüzyılın sonlarına doğru medresede müderris olan Hacı Ahmed, tedrise iktidarı olmadığı halde hilâf-ı şart-ı vâkıf bu göreve tayin olmuştu.
Mütevellinin durumdan haberdar etmesiyle İzmir kadılığı Hacı Ahmed’i sorgulayarak imtihan etti. Kadılıkta ehliyeti olmadığını ikrar edince de müderrislik vazifesi kendisinden alınarak İzmir naibi Ahmed Raşid’in arzıyla Seyyid Hacı Ahmed b. Mehmed’e tevcih edildi.

Osmanlı’nın son dönemine kadar ayakta kalan medresenin on dokuzuncu yüzyıl sonlarındaki müderrisi Hacı Mehmed Efendi’nin oğlu Hacı Abdullah’tır. Önceki müderris Ahmed Efendi b. el-Hac Mehmed’in vefatından sonra çocuklarının müderrisliğe ehil olmaması sebebiyle 1896 yılı ortalarında vazife Abdullah Efendi’ye tevcih edildi. Yaklaşık dört yıl kadar müderrislik yaptıktan sonra 1900 senesi ilkbaharında vefat edince medresenin müderrisliğine oğlu Hafız Ali Efendi’nin getirilmesi düşünüldü. Ancak “tedrise liyakatı bulunmadığına mebni” aynı görev 5 Mayıs günüson olarak Hafız Osman b. Hasan’a tevcih edildi. 1907 senesinde burada müderris olduğu bilinen Hafız Osman Ferdi Efendi de aynı kişi olmalıdır.

Medresenin tespit edebildiğimiz müderrisleri şu şekildedir;
Mustafa Efendi b. Osman (1748-1766),341 Abbas (1766-1781),342 Hacı Ahmed (1781-1790),343 Hacı Ahmed b. Mehmed (1790-1795); Hacı Mehmed (?-1820); -Seyyid Mehmed b. Mehmed (1820-1833),Mustafa b. Mehmed (1833-?),345 Ahmed b. el-Hac Mehmed (?-1896), Hacı Abdullah b. el-Hac Mehmed (1896-1900), 346 Hafız Osman b. Hasan (1900-?).

KAYNAK: OSMANLI DÖNEMİ İZMİR MEDRESE VE KÜTÜPHANELERİ ( Yasin TAŞ )