Tarihi Mekanlar Kişisel Ansiklopedi Erol ŞAŞMAZ
  İZMİRİN ÖZEL MEKANLARI
  İZMİRİN MEDRESELERİ
      MERKEZ MEDRESELERİ
      URLA MEDRESELERİ
      BAYINDIR MEDRESELERİ
      ÖDEMİŞ MEDRESELERİ
      SEFERİHİSAR MEDRESELERİ
      TİRE MEDRESELERİ
  İZMİRİN LEVANTEN EVLERİ
  İZMİRİN ÖREN YERLERİ
  İZMİRİN MÜZELERİ
  İZMİRİN ENDÜSTRİ MİRASI
  İZMİRİN İLÇELERİ
  İZMİRİN CAMİLERİ
  İZMİRİN KİLİSELERİ
  İZMİRİN ANITLARI
  İZMİRİN ŞEHİTLİKLERİ
  İZMİRİN HANLARI
  İZMİRİN HAMAMLARI
  İZMİRİN KAPLICALARI
  İZMİRİN ÇEŞMELERİ
  İZMİRİN SU KEMERLERİ
  İZMİRİN KÖPRÜLERİ
  İZMİRİN KALELERİ
  İZMİRİN SAAT KULELERİ
  İZMİRİN TÜRBELERİ
  İZMİRİN KERVANSARAYI
  TARİH VE KÜLTÜR TURİZMİ

Mail listemize abone
olun, güncel
yayınlarımızdan
haberdar olun!

Bunun için,
Lütfen mail adresinizi girin.
  Ana Sayfa   |  İletişim   
Hacı Hüseyin (Başdurak) Camii Medresesi – (Konak Merkez )

Hacı Hüseyin Medresesi, bugün Anafartalar Caddesi üzerinde bulunan Başdurak (Başoturak) Camii’nin avlusundaydı.

Tespit edilebildiği kadarıyla cami ve medrese ilk olarak 1062 (1651/1652) yılında vakfiyesine ulaşamadığımız zahire tüccarı el-Hac Hüseyin b. Mehmed tarafından yaptırıldı. İnşa edildiği dönemde “Cami Atik Mahallesi’nde sıra mahzenler kurbünde” olduğu belirtilenher iki yapı, Osmanlı’nın son dönemine kadar bânisi Hacı Hüseyin Efendi’nin ismiyle anıldı ve kayıtlarda bu isimle yer buldu. Yirminci yüzyıl başlarında Hacı Hüseyin ismiyle beraber Başdurak ya da Başoturak ismi de kullanılmaya başlandı.

Cami için önceki yüzyıllarda kullanımını göremediğimiz bu isim, söz konusu dönemde camiden ziyade mevkisinin ismi olarak kayıtlarda yer almaya başlamıştır. 1916 yılı sonlarında cami hitabetine Hüseyin b. Abdulfettah’ın tayin edildiği beratta “Başoturak’ta Hacı Hüseyin Cami-i şerîfi” ifadesi yer almaktadır.

Dolayısıyla cami ve medresenin bulunduğu bölgeye Başoturak denildiği ve bunun daha sonra Hacı Hüseyin Camii’ne isim olduğu anlaşılmaktadır.

On sekizinci yüzyılda cami ve medreseyi tekrardan inşa eden evlatlarının vakfiyedeki anlatımına göre Hüseyin Efendi, sahilde yaptırdığı ve daha sonra Hacı Hüseyin Camii olarak bilinen yapının batıdaki deniz tarafına sekiz hücresi bulunan bir medrese de inşa ettirmişti. Camide istihdam ettiği görevlilerin maaşı ve caminin giderleri için etrafında bulunan on üç dükkân ve iki mahzeni, medrese giderleri için de aynı yerdeki dört dükkânı vakfetmişti.
Mevcut vakfiye kayıtları, on sekizinci yüzyıl başlarında Hacı Hüseyin Camii avlusunda bir medresenin mevcud olduğunu açıkça desteklemektedir. Nitekim Gedusizâde Hacı Abdullah Ağa b.Hüseyin Ağa b. Hasan Ağa, Gurre-i Safer 1129 (15 Ocak 1717) tarihli vakfiyesinde el-Hac Hüseyin Camii bünyesinde Buharî okunmak üzere ihdas ettiği dersiyede müderris olana yevmî on akçe, talim-i kıraat eden hafızlara da yevmî dört akçe tahsisatta bulunmuştur.

Bu kayıt aynı zamanda Hacı Hüseyin Camii bünyesindeki medresede kıraat eğitimi de verildiği, dolayısıyla buranın bir darülkurra medresesi olabileceğine işaret etmektedir.

Hacı Hüseyin Efendi Camii ve medresesinin ilk olarak ne zaman tamir gördüğü bilinmemekle birlikte yaklaşık bir asır ayakta kaldıktan sonra İzmir’in neredeyse üçte ikisini yakarak kül eden 1742 yılındaki büyük yangında çevresindeki akar mülklerle beraber yandı. Bu yılın 8 Temmuz günü Yahudi Mahallesi’nde çıkıp Türk mahalleleriyle Frenk Sokağı’na sıçrayarak kırk sekiz saat süren yangın, şehrin büyük bölümüne zarar verdi ve çoğu han, hamam, menzil ve dükkânı kullanılamaz hale getirdi. Balyanbolulu (Beydağ) Hacı Mehmed’in yaptırdığı cami ve medrese, Hasan Hoca Mescidi’nin eklentileri, Niflizâde’nin inşa ettirdiği Şadırvan Camii Yahudilerin Kadimî adını verdikleri havraları, derya beylerinden Dervişzâde İsmail Paşa’nın hamamı yangında zarar gören başlıca vakıf yapılar oldu. Yangın, büyük bir hasara yol açtığı için etkisi uzun yıllar zihinlerden silinmedi. Şehir halkı bu senedeki yangını, diğerlerinden ayırt etmek için büyük yangın anlamında “harîk-i kebîr” veya “harîk-i azîm” olarak nitelendirdi.

Sahile kadar uzanan yangın sonunda enkaz haline gelmiş olan Hacı Hüseyin Camii ve medresesi, vakfın tamire yetecek parası olmadığından ve vakfiyede yıkılıp yapılmasına müsaade de bulunmadığından yangından hemen sonra vakıf adına tekrar inşa edilemedi.

Birkaç yıl kullanılmaz halde kalan Hacı Hüseyin Camii ve medresenin yeniden inşası büyük yangından ancak sekiz yıl kadar sonra gerçekleşebildi. Yeniden inşa Hasan Hoca Mahallesi’nden “Şeyh Mehmedzâdeler dimekle marûf müderrisîn-i kirâm zevi’l-ihtirâmdan Mehmed Emin Efendi ve li-ebevyn karındaşı Ahmed Efendi ibn-i Hüseyin Efendi” eliyle mümkün oldu.

Bâni Hüseyin Efendi’nin soyundan gelen Şeyh Mehmedzâde kardeşler, vakıf arsasına senelik üç yüz altmış akçe zemin kirası ödemek şartıyla yıkılan yapıların yerine eski şekildeki gibi bir cami ve deniz tarafına aynı usul üzere bir medrese inşa ettiler. Bu yapıları tescil ettirmek gayesiyle Gurre-i Cemaziyelevvel 1163 (8 Nisan 1750) tarihinde düzenlenen vakfiye kaydından takip edildiği kadarıyla aha evvel vakfa gelir getiren dükkânlar da aynı yerde ve şekilde bina edildi. İlk bâni Hüseyin Efendi’nin vakfiyesindeki şartlar da neredeyse aynı şekilde benimsenerek bu vakfiyeye konuldu.

Tevliyet görevi Hüseyin Efendi’nin soyundan gelen ekber evlada bırakıldı. Vakıf gelirinden cami imamına yevmî sekiz akçe; hatibe, müezzine, kayyıma, cuma vâizine, aydınlatma için kullanılacakkandil ve balmumuna, hasır ve kaliçeye, iktiza eden tamirata ve mütevelliye beşer akçe, medresenin müderrisine ise on akçe vazife belirlendi. Vakıf arsasının kirası için ödenen üç yüz altmış akçelik bedel, caminin tamir ve onarımı için ayrıldı.

Vakfiyeye göre cami ve medresenin sadece fizikî yapısı korunmadı aynı zamanda vâizlik ve müderrislik vazifesi önceki vakfiyede belirlendiği üzere Hüseyin Efendi’nin tedrise kadir evlatlarına bırakıldı. Ancak bu aileden ehil bir kimse olmadığı takdirde âlim bir zatın onlara vekil olarak müderrisliği yürütmesi şart olarak benimsendi. Mehmedzâde kardeşler, vefatlarından sonra tevliyeti evlatlarının ekberine, vakıf gelirinden fazlasını da mirastaki şartlarla evlatlarına bıraktı. Nesillerinin kesilmesi halinde akrabalarından birinin, olmadığı takdirde şehir kadısının kararıyla ehil bir zatın mütevelli nasbedilmesini, fazla gelirin de vakıf çalışanlarına zam olarak verilmesini kararlaştırdılar.

Mevcut kayıtlar, Şeyhîzâde el-Hac Hüseyin b. Şeyhi Mehmed Ağa’nın “Şeyh Ağa” adıyla meşhur müderris oğlu Ahmed Said Efendi’nin, önceki asırda inşa edilen el- Hac Hüseyin Camii ve medresesini, biri 1750 diğeri 1784 yıllarında olmak üzere iki kez tamir ettirdiğini ortaya koymaktadır. İkinci tamir için hazırlanan vakfiye, 7 Cemaziyelahir 1198 (28 Nisan 1784) tarihlidir. Vakfiye kaydına göre Cami Atik Mahallesi’nde bina ettiği on beş dükkân ve iki mahzeni, dükkânların üzerine inşa ettiği camiyi ve caminin merdiven başlarında yer alan iki adet sebilhâneyi, Tilkilik’teki iki kahvehâneyi ve Hasan Hoca Mahallesi’ndeki büyük konağını vakfetti. Kendisine berat ile gümrük mallarından bahşedilen yevmî altmış akçelik maaş, onun vakıf çalışanlarının hizmet akçeleri içinvakfettiği bir diğer kaynak oldu.

KAYNAK:OSMANLI DÖNEMİ İZMİR MEDRESE VE KÜTÜPHANELERİ ( Yasin TAŞ )
Hacı Hüseyin (Başdurak) Camii Medresesi – (Konak Merkez ) Fotoğraf Galerisi