Tarihi Mekanlar Kişisel Ansiklopedi Erol ŞAŞMAZ
  İZMİRİN İLÇELERİ
  İZMİRİN ÖZEL MEKANLARI
  İZMİRİN CAMİLERİ
  İZMİRİN KİLİSELERİ
  İZMİRİN ANITLARI
  İZMİRİN HANLARI
  İZMİRİN HAMAMLARI
  İZMİRİN KAPLICALARI
  İZMİRİN ÇEŞMELERİ
  İZMİRİN SU KEMERLERİ
  İZMİRİN KÖPRÜLERİ
  İZMİRİN KALELERİ
  İZMİRİN SAAT KULELERİ
  İZMİRİN TÜRBELERİ
  İZMİRİN MEDRESELERİ
  İZMİRİN KERVANSARAYI

Mail listemize abone
olun, güncel
yayınlarımızdan
haberdar olun!

Bunun için,
Lütfen mail adresinizi girin.
  Ana Sayfa   |  Üye Kayıt   |  Üye Giriş   |  İletişim   
Buca (Kızılçullu) Su Kemerleri - BUCA

İzmir’de su yapıları denince ilk akla gelen örnek Kızılçullu Su Kemerleri' dir. Güneydoğu kuzeybatı doğrultulu iyi koruna gelmiş iki su kemeri boyutları ile dikkat çekicidir.
Bu yüzden heybetli görünüşleri ile şehri ziyaret eden seyyahların hafızalarına kazınmış, kitap ve hatıratlarında yer almışlardır. Aradan geçen zaman içinde su kemerleri yerel halk ve araştırmacılar tarafından suyun kaynağı ve mevki özellikleri ile farklı şekilde isimlendirilmişlerdir. İzmir'in tarihi üzerine araştırmalar yapmış olan Cecil John Cadoux’un kent içindeki varlığına kısaca değindiği “Osman-Aga” su kemeri ile Weber’in 1899’daki çalışmasında Osmanaga Suyolu olarak tanımladığı kemerler, Kızılçullu adıyla bilinen bu su kemerleridir. Sistemin Osman Ağa olarak anılmasının sebebi ise hattın Osmanlı Dönemi'nde revize edildiği sırada adını yapımını üstlenen kişiden alıyor olmasından kaynaklanmaktadır. M. Aktepe'nin Osman Ağa suyu vakfiyesi üstünde yaptığı inceleme, döneminin ileri gelenlerinden Osman Ağa'nın Kızılçullu mevkisindeki suları yine kendi yaptırdığı çeşmelere aktardığını göstermektedir. Eski çalışmalar kaynaklarını Buca düzlüklerinden, tren yolu istasyonunun hemen güneyindeki büyük ve küçük pınarlardan gelen suyu bu kemerlerin ilettiğini göstermiştir. Prof. Dr.Ünal Öziş ise daha belirgin bir tespitte bulunmuş, bu kaynağın Kaynaklar suları ve Kozağaç pınarı olabileceğini ortaya koymuştur.
İki kemerden, kuzeyde yer alan su kemeri, Yeşildere’yi 120 metrelik bir strüktürle yaklaşık 21 metre yükseklikle geçer . Kemerin en dikkat çekici özelliği hiç şüphesiz batıda yamacı takibi sırasında iki ve doğuda dere yatağına indiği bölümde 3 katlı bir strüktür göstermesidir. Üst kata konumlanmış 14 kemer, su kemerine benzersiz bir görünüm kazandırmakta ve yapıyı bölgedeki benzer su kemeri örneklerinden ayırmaktadır. Bir su kemerinin temel işlevi, hattın mevcut yüksekliğini koruyarak karşı kıyıya ulaşılmasını sağlamaktır. Bunun oluşması için temel gereksinim gerekli yüksekliğin sağlanmasıydı. Ancak yükseklik farkı Kızılçullu örneğinde olduğu gibi beraberinde sorunları da getirmiştir. Yükseklikten kaynaklanan ilk problem, payandaların gereğinden fazla uzun olması sonucunda köprünün enine dengesinin bozulması, birbirinden ayrı inşa edilmiş payandaların zemindeki dengesizlikten ve zayıf inşa edilmiş olmalarından dolayı kaymaya başlamasıdır. Bu durum üstesinden gelmek için yapı üst üste iki kemer sırası ile inşa edilmiş böylece her kemerin yüksekliği sınırlandırılmış ve payandalara binen yük makul seviyelere çekilmeye çalışılmıştır. Buna karşın köprüyü destekleyen ayaklar arasında bugün gözle görülür bir zayıflama ve açılma vardır. Bu durum Weber’in 1899’daki aktarımlarında da yer bulduğundan, günümüze ait bir baskı veya tahrip sebebi ile değil antik dönemdeki uygulamadan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Ancak derenin her iki yanındaki arazinin yüksekliği ve engebesi düşünüldüğünde başarılı bir mühendislik gösterdiği açıktır. Daha detaylı bakıldığında doğuda birinci kat seviyesinde merkezi kemerin yanındaki taşıyıcı payandaların bitişiğinde, su kemerinin vadi eğimini iki kemerle geçtiği görülmektedir. Batıda ise birinci kat, arazi eğimini takip eden bir duvar görünümündedir. Yapının 2. katında yer alan kemerlerdeki işçilik oldukça kalitelidir. Batı bölümde kimi kemerlerin tahrip olduğu görülmektedir. Zemin seviyesinde, dereyi aşan merkezi kemerin iç duvar örgüsü düzgün kesilmiş taşlardan yapılmıştır. Yapı genelinde ise kireç harçlı moloz taşların kullanıldığı gözlemlenmektedir. Yapıdaki bir diğer dikkat çekici unsur ise derenin iki yanına inşa edilmiş olan destek payandaları ve bu payandalar arasında yapının merkezinde yükselen kemerlerdir. Merkezdeki kemerin geçişini olanaklı kılan payandalar geniş bir temelden yukarı doğru daralarak yükselmektedirler. Yapı için herhangi bir yazıt ya da herhangi bir epigrafik kayıt bulunmamakla birlikte yapının inşa tekniği ve kullanımı göze alındığında Erken Roma Dönemi' nde inşa edildiği düşünülmektedir. Yapının iki katlı strüktürü, kemerlerin statiği desteklemek için birbirleri ile kurdukları bağlantı, payandaların yükseklikleri ve benzer örnekler de gözüne aldığında Kızılçullu Su Kemeri'nin Roma Dönemi’nin heybetli örneklerinden biri olduğu açıktır.

Yaklaşık 50 metre geride, vadinin daha dar bir bölümünde başka bir su kemeri daha görülür (Resim 5). Var olan bir kemerin hemen yanına yenisinin inşa edilerek çift kemerli bir sistemin uygulamaya konması eşine az rastlanır bir durumdur. Bu konu hakkındaki temel görüş, Ortaçağ' ın bilinmeyen bir döneminde ilk inşa edilen su kemerinin çalışamaz hale geldiği yönündedir. Örneğin Richard Chandler’e göre bakımsızlık ya da ilgisizlik sebebiyle ilk su kemerinden sızan tortular taş üzerinde birikmiştir. Öyle bir seviyeye ulaşılmıştır ki artık vadinin doğu kıyısından batıya su akışı sağlanamaz olmuştur. Bunun üzerine kemer üzerinde yer alan kanalı elden geçirmek yerine vadinin daha dar bir noktasında yine yüksek basınç prensibine dayalı ikinci bir su kemeri inşa edilmiştir.
50 metre uzunluğundaki iki katlı yapı aşağıda 3, yukarıda ise 7 kemer açıklığına sahiptir. Merkezde yer alan kemer haricinde diğer kemerlerin yukarı doğru sivrilmelerinden dolayı Osmanlı Dönemi'ne tarihlenmektedir. Weber’e göre sözü edilen bu su kemeri ilkine göre 2 metre daha alçaktır. Ancak yüksek basınçlı suyu yine ilkiyle aynı yüksekliğe taşımaktadır. Bu konuda Prof. Öziş de, Weber’e benzer bir tanımlama yaparak, kemerin üzerinden iki sıra pişmiş toprak borunun geçtiğini ve sonra 2 m kadar ters sifon yaparak yükseldiğini aktarır. Yükselen su bu noktada taş döşeli bir kanala aktarılmaktadır. Weber’in 50 metre olarak belirttiği bir mesafenin ardından bu su, ilk inşa edilen antik su kemerinden gelen suyun mecrasına eklenerek kentin içine aktarılır. Bugün bu hattın takibi mümkün değildir. Ancak eski plan ve çizimlere dayanarak hattın, yaklaşık 60 metre yükseklikte Yeşildere'nin batı kıyısına ulaştıktan sonra doğal eşyükselti eğrilerini takip etmek sureti ile kuzeydoğu istikametine yöneldiğini söyleyebiliriz. Hat, önce Zafer Tepe daha sonra ise 2. Kadriye Mahallesi’nin doğu yamacını takip eder ve geniş bir kavis çizerek Kadifekale'nin kuzey yamacının bitiminde bugün Ballıkuyu ile Kubilay Mahalleleri arasındaki bir noktada son bulur.

KAYNAK: İZMİR KÜLTÜR VE TURİZM DERGİSİ
Buca (Kızılçullu) Su Kemerleri - BUCA Fotoğraf Galerisi